16 April 2026

CHAPTER 5: UNITED KINGDOM & REPUBLIC OF IRELAND TRIP – STIRLING & EDINBURGH

As we set off after breakfast, that familiar sense of excitement for discovery was with us once again. Leaving Liverpool behind and making our way toward Scotland, the scenery gradually began to transform into something straight out of a postcard. Our previous stops in the Lake District around Windermere and in Glasgow had already left us with unforgettable memories that were still fresh in our minds. This time, our route leads us to Stirling, one of the most significant places in Scottish history, where we will explore the impressive Stirling Castle and take a journey back in time before continuing on to Edinburgh. Along the way, rolling green hills, small villages lined with stone houses, and the calm beauty of the countryside turn the journey itself into a truly enjoyable experience.

Stirling is one of those places where you truly feel the spirit of Scotland. Walking through lands shaped by the legacy of William Wallace, the distance between past and present seems to disappear. The climb up to the Wallace Monument may be a bit challenging, but the view waiting at the top makes every step worthwhile. Then comes Stirling Castle, wandering through its thick stone walls, seeing the hall where Mary Stuart was crowned, and imagining the life of King James V feels like stepping briefly back in time.

From Stirling, we continue on to Edinburgh. As we approach the city, its historic character becomes impossible to ignore. Edinburgh is, without a doubt, a place where every corner tells a story. Standing atop the rocky hill of Edinburgh Castle and looking out over the city is simply unforgettable. Walking along the Royal Mile, getting lost in narrow alleyways, browsing through small shops, and watching street performers, this is where the city truly comes alive.

The atmosphere of St. Giles’ Cathedral, the lively energy of Princes Street, and the peaceful greenery of the nearby park together reveal the many faces of Edinburgh. Climbing up Calton Hill, the entire city unfolds beneath your feet; the view is so captivating that you lose track of time. It’s a city that perfectly balances a deep-rooted history with a vibrant, youthful spirit.

If you have a bit more time in Edinburgh, there’s so much more waiting to be discovered. Holyrood Palace, the Queen’s official residence in Scotland, impresses with its grand rooms, especially Mary Stuart’s chamber. The Scott Monument rising above Princes Street Gardens offers a striking Gothic silhouette, and those who climb its narrow steps are rewarded with a unique perspective of the city. Meanwhile, the National Museum of Scotland offers a rich journey through history, science, and art, with a rooftop view that feels like a hidden bonus.

Just a short walk from the city centre, Dean Village feels like stepping into another world with its tranquil riverside setting and historic houses. Grassmarket Square blends its dramatic past with a lively present, filled with bars, restaurants, and a vibrant atmosphere. Art lovers will appreciate the Scottish National Gallery, home to masterpieces by world-renowned artists, while the Museum of Edinburgh on the Royal Mile offers an intimate glimpse into the city’s everyday life.

For those seeking a moment with nature, the Royal Botanic Garden Edinburgh is a peaceful escape, especially in the summer months. And if you’re drawn to something a little more mysterious, a walk through Greyfriars Kirkyard reveals gravestones said to have inspired Harry Potter characters, along with the touching story of Greyfriars Bobby.

At the end of the day, we slow down and take in the moment one last time. Wandering through the city center, picking up small souvenirs, and soaking in the atmosphere, we hold onto these final memories. As evening falls, we say goodbye to Edinburgh with a sense of gratitude and a hint of nostalgia, setting off toward Glasgow. The journey may seem to end here, but the memories linger on… See you in the next chapter.

BÖLÜM 5: BIRLESIK KRALLIK & IRLANDA CUMHURIYETI GEZISI– STIRLING & EDINBURGH

Sabah kahvaltısının ardından yola çıktığımızda, içimizde yine o tanıdık keşif heyecanı vardı. Liverpool’dan ayrılıp İskoçya’ya doğru ilerledikçe manzara adeta bir kartpostal gibi değişmeye başladı. Bir önceki duraklarımız olan Windermere Göller Bölgesi ve Glasgow, hafızamızda hâlâ tazeliğini koruyan unutulmaz anılar bırakmıştı. Bu kez rotamız, İskoçya tarihinin önemli duraklarından biri olan Stirling… Burada önce görkemiyle öne çıkan Stirling Kalesi’ni keşfedip geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıkacak, ardından yolumuza Edinburgh ile devam edeceğiz. Yol boyunca uzanan yemyeşil tepeler, taş evlerin sıralandığı küçük köyler ve doğanın dinginliği ise bu yolculuğu başlı başına keyifli bir deneyime dönüştürüyor.

Stirling, İskoçya’nın ruhunu en iyi hissedebileceğiniz şehirlerden biri. William Wallace’ın izlerini taşıyan bu topraklarda dolaşırken, tarihle aranızdaki mesafe bir anda kayboluyor. Wallace Anıtı’na doğru yaptığımız tırmanış biraz yorucu olsa da, zirveye ulaştığımızda karşımıza çıkan manzara her şeye değdi. Ardından Stirling Kalesi’ne geçiyoruz; kalın taş duvarların arasında dolaşırken Mary Stuart’ın taç giydiği salonu görmek ve Kral James V’in yaşamına tanıklık etmek, adeta geçmişe kısa bir yolculuk gibi.

Stirling’in ardından rotamızı Edinburgh’a çeviriyoruz. Şehre yaklaştıkça tarihi dokusu kendini daha da belirgin hissettiriyor. Edinburgh, gerçekten de her köşesi ayrı bir hikâye anlatan büyülü bir şehir. Kayalık bir tepenin üzerine kurulu Edinburgh Kalesi’nden aşağıya baktığınızda, şehrin tüm ihtişamı gözlerinizin önüne seriliyor. Royal Mile boyunca yürürken dar sokaklara dalmak, küçük dükkânlarda kaybolmak ve sokak sanatçılarını izlemek, bu şehri keşfetmenin en keyifli yollarından biri.

St. Giles Katedrali’nin huzurlu atmosferi, Princes Street’in canlılığı ve hemen yanı başındaki parkın ferahlığı, Edinburgh’un farklı yüzlerini bir arada sunuyor. Calton Hill’e çıktığınızda ise şehir adeta ayaklarınızın altına seriliyor; manzara o kadar etkileyici ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Bir yanda köklü tarihiyle gurur duyan bir şehir, diğer yanda genç ve enerjik bir ruh… Edinburgh tam olarak bu dengeyi hissettiriyor.

Eğer Edinburgh’da biraz daha vakit ayırma şansınız olursa, keşfedilecek çok daha fazlası var. Holyrood Palace, Kraliçe’nin İskoçya’daki resmi ikametgâhı olarak ihtişamlı odalarıyla dikkat çekiyor; özellikle Mary Stuart’ın odası görülmeye değer. Princes Street Gardens’ta yükselen Scott Monument, gotik mimarisiyle etkileyici bir silüet sunarken, dar merdivenlerinden çıktığınızda şehri bambaşka bir açıdan izleyebilirsiniz. National Museum of Scotland ise hem tarih hem bilim hem de sanat meraklıları için zengin bir içerik sunuyor; çatı terasından manzara ise ayrı bir ödül gibi.

Şehrin biraz dışına doğru kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Dean Village, sakinliği ve nehir kenarındaki tarihi evleriyle adeta başka bir dünyaya açılan bir kapı. Grassmarket Meydanı ise geçmişteki hikâyeleriyle bugünlerin canlı sosyal hayatını bir araya getiriyor; sokakları barlar, restoranlar ve enerjik bir atmosferle dolu. Sanatseverler için Scottish National Gallery, dünyanın önemli ustalarından eserleri ücretsiz olarak sunarken, Royal Mile üzerindeki Museum of Edinburgh şehrin gündelik yaşamına dair samimi bir bakış sunuyor.

Doğayla baş başa kalmak isteyenler için Royal Botanic Garden Edinburgh, özellikle yaz aylarında huzurlu bir kaçış noktası. Biraz daha farklı ve gizemli bir deneyim arayanlar ise Greyfriars Kirkyard’da dolaşabilir; hem Harry Potter’a ilham veren mezar taşlarını görebilir hem de meşhur Greyfriars Bobby’nin hikâyesine tanıklık edebilirsiniz. Edinburgh, her köşesinde yeni bir keşif vadeden, tekrar tekrar dönmek isteyeceğiniz şehirlerden biri…

Günün sonunda, şehrin merkezinde biraz yavaşlayıp anın tadını çıkarıyoruz. Sokaklarda son bir kez dolaşıyor, küçük dükkânlardan hatıralar topluyor ve bu güzel atmosferi içimize çekiyoruz. Akşam saatlerinde ise içimizde güzel anılar ve hafif bir veda hissiyle Edinburgh’dan ayrılıp Glasgow’a doğru yola çıkıyoruz. Bu yolculuk burada bitiyor gibi görünse de, aslında her anı hafızamızda yaşamaya devam ediyor… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.