Merhaba gezisever dostlar! “Eyobus ile Kuzey Avrupa Deneyimi” yazı dizimizin dördüncü bölümünde, Baltık ülkelerinin en kuzeyindeki durak ve ucuncu sehrimiz olan Estonya’dayız. Bir önceki durağımız Letonya’nın başkenti Riga’yı geride bırakarak kuzeye, dijital çağın öncüsü sayılan bu ülkeye doğru yol aldık.
Her zamanki gibi, yazı olarak karşınızdayım. Gönül isterdi ki sizlerle birlikte Tallinn’in her sokağını, her taşının hep birlikte gezip, kesfedelim ama sizleri şimdilik kelimelerle ve fotograflarimla gezdireceğim. Kim bilir belki bir gün beraber de gezeriz...tabii sizlerde isterseniz!
Dijital Çağın Ülkesi
Estonya, küçücük yüzölçümüne rağmen dünyaya büyük ilham
veren bir ülke. Sovyetler Birliği’nden ayrılan ilk Baltık devleti olmasının
yanı sıra, tüm sistemini dijitale taşımayı başaran bir ülke olarak dikkat
çekiyor. Düşünün, ülkede internet ücretsiz bir vatandaşlık hakkı!
Vergi beyanından seçimlere, doktor randevusundan şirket
kurmaya kadar her şey çevrimiçi olarak yapılabiliyor. Hatta dünyanın neresinde
olursanız olun “dijital oturum” alarak Estonya’da bir şirket bile
kurabiliyorsunuz. Bu yönüyle Estonya, “gelecekte yaşanan ülke” tanımını
fazlasıyla hak ediyor.
Ama tüm bu modernliğin yanında, ülkenin ruhunda hâlâ Orta Çağ’ın gizemli atmosferi var. İşte bu iki zıt ama muhteşem uyum Tallinn’i özel kılıyor.
Tallinn’e ilk adımınızı attığınız anda kendinizi Orta Çağ
masalına girmiş gibi hissediyorsunuz. Şehrin kalbinin attığı yer, UNESCO Dünya
Mirası Listesi’nde yer alan Old Town (Eski Şehir). Taş sokakları, sivri
kuleleri, kırmızı çatılı evleriyle büyüleyici bir yer.
Biz gezimize Old Town Hall Meydanından başladık. 1441
yılında Avrupa’nın ilk Noel ağacının burada kurulduğunu öğrenince şaşırdık
doğrusu! Meydanın bir köşesinde, 1422 yılından beri hizmet veren Town Hall
Pharmacy bulunuyor. Avrupa’nın en eski ve hâlâ aktif eczanesi! İçeride hem
tarihi objeleri görebiliyor hem de birkaç ilginç bitkisel karışıma göz
atabiliyorsunuz.
Sonraki durağımız, şehrin simgelerinden biri olan Alexander
Nevsky Katedraliydi. 1894’te inşa edilen bu Ortodoks katedrali, altın
kubbeleriyle Tallinn’in her yerinden görülebiliyor. Estonyalılar geçmişte bu
yapıyı Rus etkisinin bir simgesi olarak görseler de, bugün ülkenin en önemli
tarihi miraslarından biri haline gelmiş durumda.
Katedralin hemen yanında Toompea Kalesi yer alıyor.
Barok mimarisiyle oldukça görkemli bir yapı. Şu anda Estonya Parlamentosu
olarak kullanılan kale, ülkenin bağımsızlığının simgesi sayılıyor. Her sabah
Tall Hermann Kulesi’ne Estonya bayrağı çekiliyor ve bu tören Estonyalılar için
büyük anlam taşıyor.
Kalenin arkasındaki Patkul Viewing Platform’dan şehre
baktığınızda Eski Şehir’in kırmızı çatılarının Baltık Denizi’yle buluştuğu o
nefes kesici manzarayı izlemek, gezinin en özel anlarından biri oluyor.
Dome Kilisesi, Gizemli Hikâyeler ve Orta Çağ Restoranları
Toompea Tepesi’nden aşağı inerken uğradığımız Dome (St. Mary) Kilisesi, Estonya anakarasındaki en eski kilise. İçinde tam 107 farklı asil ailenin arması sergileniyor. Bu yönüyle Avrupa’nın en büyük arma koleksiyonuna sahip kilisesi olarak biliniyor.
Tallinn sadece tarihiyle değil, hikâyeleriyle de büyülüyor.
Örneğin Rataskaevu 16 adlı restoranın bulunduğu binada, “şeytan düğünü”
efsanesi anlatılıyor. Rivayete göre işletme sahibi gizlice bir düğünü izlemek
isterken düğünün aslında şeytana ait olduğunu görmüş ve o odada sonsuza dek
kaybolmuş… Bugün bile o oda hala kapalıymış! Şehirde böyle onlarca efsane var.
Tarihe doymak isteyenler için Tallinn tam bir açık hava
müzesi.
Rus Çarı I. Petro’nun eşi Catherine için yaptırdığı Kadriorg Sarayı, barok tarzının Baltık versiyonu gibi. Günümüzde Estonya Sanat Müzesi’nin bir kısmı bu sarayda sergileniyor.
Kiek in de Kök Müzesi ve Danimarka Kral Bahçesi,
kuleleri, tünelleri ve Orta Çağ temalı hikâyeleriyle adeta zaman yolculuğu
yaşatıyor. Bahçede yer alan “3 Monks” heykelleri, şehrin en popüler fotoğraf
noktalarından biri.
Şehir merkezinden biraz uzaklaşınca Estonya Açıkhava Müzesi karşımıza çıkıyor. Burada 18. ve 19. yüzyıllardan kalma çiftlik evlerini, kiliseleri ve köy yaşamını birebir görebiliyorsunuz. Kısacası Tallinn sadece tarih kokan bir şehir değil, aynı zamanda yaşayan bir tarih kitabı.
Baltık gezimizin Estonya durağı, bizde unutulmaz izler
bıraktı. Burası hem modernliğin hem de tarihsel derinliğin buluştuğu bir şehir.
Taş sokaklarında yürürken bir yandan kilise çanlarını duyuyor, diğer yandan
gençlerin dizüstü bilgisayarlarıyla açık havada çalıştığını görüyorsunuz.
Bir sonraki yazımızda, “Bin Göller Ülkesi” Finlandiya’nın
büyüleyici başkenti Helsinki’de buluşmak üzere!
No comments:
Post a Comment