Giethoorn – Kuzeyin Venedik’i
Giethoorn, tahmin edin ne kadar huzurlu bir yer? Motorlu araç yok, sokak yok, sadece kanallar ve sandallar var. Evler kanalların kenarında, öylece dizilmiş; kuğular sizin yanınızdan yüzerek geçiyor. Burası sanki bir peri masalının içindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Biz ilk sandal turuna çıktığımızda, kanalların sakinliğine ve köyün sessizliğine hayran kaldık.
Köyün tarihi de ayrı bir ilginç: 1230 civarında Akdeniz’den gelen sığınmacılar tarafından kurulmuş. Köyün adını ise tufan sırasında bulunan yabani keçi boynuzlarından almışlar. Yani Giethoorn, kelimenin tam anlamıyla “keçi boynuzu” demek!
Bizim Giethoorn Notlarımız:
- Museumboerderij 't Olde Maat Uus: 1800’lerden kalma bir çiftlik evi. İçeride o dönemin yaşamını görebiliyor, taze sebze-meyve dükkanını ve balıkçı kulübesini gezebiliyorsunuz.
- Wildeboer Tersanesi: Ahşap tekne yapımı ve tekne tarihi meraklıları için muhteşem bir nokta.
- Museum De Oude Aarde: İlginç taş ve minerallerle dolu, Giethoorn’un gizli hazinelerinden biri.
- Automuseum Histomobil: Eski otomobil ve motosiklet koleksiyonu olan bu müze, klasik araç meraklıları için kaçırılmamalı.
- Giethoorn’da mutlaka sandal turu yapın ve köyün sessizliğini hissedin.
Amsterdam – Tarih, Sanat ve Hayatın Kalbi
Giethoorn’un huzurundan sonra Amsterdam’a geldik. Burası enerjisiyle insanı adeta sarıyor: Kanallar, köprüler, bisikletler, kafeler, müzeler… Biz buraya gelir gelmez kendimizi keşfetme moduna aldık.
Bizim Amsterdam Favorilerimiz:
- Van Gogh Müzesi: Dünyadaki en büyük Van Gogh koleksiyonu burada. Biz tabloların önünde saatlerce hayranlıkla kaldık.
- Heineken Experience: Eski bira fabrikası, tadım ve eğlence bir arada. Biz hem bira yapımını öğrendik hem de tadım yaptık.
- Vondelpark: Şehir merkezindeki doğa cenneti. Güneşliyse bisiklet kiralayıp parkta turlamak şart!
- Anne Frank Evi: Tarihin yoğun şekilde hissedildiği, etkileyici ve duygusal bir deneyim. Biz burada sessizce gezinirken tarih aklımızda yer etti.
- Dam Meydanı & Amsterdam Kraliyet Sarayı: Şehrin tarihi ve modern ritmini hissetmek için ideal. Biz özellikle meydandaki insan kalabalığını izlemeyi çok sevdik.
- Amsterdam Kanalları: 165 kanal ve UNESCO Dünya Mirası. Biz tekne turuna katıldık ve şehrin farklı açılarını su üzerinden keşfetmek harikaydı.
- Çiçek Pazarı (Bloemenmarkt): Dünyaca ünlü yüzen çiçek pazarı. Renkler ve kokular arasında kaybolmak gibisi yok.
- Red Light District & Bananabar: Amsterdam’ın gece hayatının canlı köşeleri. Biz burada sadece gözlemledik ama enerji inanılmazdı.
Küçük İpuçları Bizden:
- Amsterdam’da kanallarda kaybolun, fotoğraf çekin ve yürüyüş yapın.
- Vondelpark’ta güneşlenin veya bisiklete binin.
- Çiçek Pazarı’nda biraz alışveriş ve fotoğraf molası şart!
- Anne Frank Evi’ni sabah erken giderek daha rahat gezebilirsiniz.
- Eğer geceyi keşfetmek isterseniz Red Light District’i gözlemleyin, Amsterdam’ın farklı yüzünü görün.
- Vondelpark’ta bir öğleden sonra geçirmek, Amsterdam’ın canlı ve huzurlu yüzünü bir arada görmenizi sağlıyor.
Giethoorn ve Amsterdam, turumuzun en özel ve unutulmaz durakları oldu. Biz Eyobus ekibi olarak, bu şehirlerde hem doğayı hem tarihi hem de enerjiyi bir arada deneyimledik ve her anın tadını çıkardık.
Hollanda bölümüyle Kuzey Avrupa turumuz burada sona eriyor. Bu 10 bölümlük Kuzey Avrupa maceramda beni siz okurlarım yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim. Umarım bir gün sizlerle de dünyanın bir başka rotasını yazı diliyle değil, yan yana keşfedebiliriz.
Bir sonraki yazı bölümümüzde görüşene kadar sağlıkla ve geziyle
kalın!
No comments:
Post a Comment