Merhaba gezisever dostlar! Baltık kıyılarında başladığımız bu macerada Tallinn’i geride bırakıp şimdi de “Bin Göller Ülkesi” Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye doğru uzanıyoruz. Tallinn Limanı’ndan Viking Line feribotuna bindik ve Baltık Denizi’nde süzülürken bir yandan Estonya’nın kırmızı çatılı şehir silueti yavaşça uzaklaşıyor, diğer yandan kuzeyin serin rüzgârı yeni bir maceranın kapısını aralıyordu.
Helsinki:
Kuzeyin Sakin, Modern ve Masalsı Şehri
Helsinki’de turistik
yerler birbirine çok yakın, bu yüzden şehri yürüyerek keşfetmek büyük keyif.
Geniş caddeleri, pastel renkli binaları ve Baltık esintisiyle her adımda hem
doğayla hem modern yaşamla iç içe bir şehirde olduğumuzu hissettik.
Suomenlinna Adası ve Kalesi
Helsinki denince akla
gelen ilk yerlerden biri tabii ki Suomenlinna! Market Square’den kalkan
feribotla sadece 15 dakikada ulaştık. Altı adaya yayılmış dev bir kale
kompleksi var ve biz burayı keşfederken kendimizi adeta tarih içinde yolculuk
yaparken hissettik.
18. yüzyılda İsveç Krallığı tarafından inşa edilen kale, yıllar içinde kuşatmalara ve savaşlara tanıklık etmiş. 1808’de Ruslara teslim olmuş ama bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde hem müzeleri hem kafeleri hem de huzur dolu sokaklarıyla adeta açık hava müzesi gibi. Biz ada sokaklarında dolaşırken bir anda kendimizi askeri tünellerde ve deniz fenerlerinin kıyısında dalgaları dinlerken bulduk. Üstelik şehir içi biletimiz feribotta da geçerliydi; kolay ulaşılabilir bir tarih yolculuğu olmuş oldu.
Uspenski Katedrali ve Kauppatori
Senato Meydanı’ndan
denize doğru yürürken karşımıza Uspenski Katedrali çıktı. Altın
kubbeleriyle tam bir ihtişam ve Batı Avrupa’daki en büyük Ortodoks kilisesi
olma özelliğiyle etkileyici bir durak.
Katedralin hemen
yanındaki Kauppatori (Pazar Meydanı) ise tam bir şehir klasiği. Renkli
tezgâhlar, balıkçılar, deniz ürünleri kokusu, taze meyveler ve hediyelik
eşyalar… Biz burada hem şehrin ritmine karıştık hem de küçük alışverişler
yaptık.
Senato
Meydanı ve Helsinki Katedrali
Helsinki’nin kalbi
diyebileceğimiz Senato Meydanı, şehrin neoklasik ruhunu en iyi yansıtan
yer. Ortasında II. Aleksander’in heykeli, etrafında Helsinki Üniversitesi,
Senato Binası ve bembeyaz dokusuyla Helsinki Katedrali yükseliyor.
Biz katedralin önünde
durup hem dış cephesini hem de çatıdaki 12 havarinin heykellerini hayranlıkla
izledik. İçerisi de oldukça sade ama etkileyici; gün içinde ışıkla birlikte
değişen kubbeler inanılmaz bir manzara sunuyor.
Ada Şehri Helsinki
Suomenlinna’yı
gördükten sonra “Geri kalan 300 ada nasıl acaba?” diye düşündük. Vaktiniz varsa
kısa feribot seferleriyle adalar arasında minik keşifler yapmak harika. Bazısı
tamamen orman, bazısı sahil yürüyüşü için ideal, bazısı ise yaz aylarında
kültürel etkinlikler sunuyor. Biz birkaç tanesini keşfettik ve her biri ayrı
bir sürpriz oldu.
Helsinki’de alışveriş
hem kolay hem keyifli. Mağazalar sabah 9’dan akşam 9’a kadar açık ve birbirine
çok yakın. Biz özellikle Mannerheimintie, Aleksanterinkatu, Bulevardi ve
Esplanadi’yi tercih ettik.
Stockmann ve Sokos
gibi büyük mağazalarda ise her ihtiyacı bulmak mümkün. Pazarlar ise ayrı bir
dünya:
- Hakaniemi Hali: Alt katta yiyecekler, üst katta el işi ürünler
- Hietalahti Hali: Lezzetli restoranlarıyla ünlü
- Kauppatori Bit Pazarı: Deniz ürünleri, hediyelik eşyalar ve renkli tezgahlar
Bizim Notlarımız – Helsinki
Helsinki sokaklarında gezdikçe şehrin modern ruhunu her köşede hissettik. Bizim defterimize düşenler:
- Rock Church (Temppeliaukio): Kaya içine oyulmuş, akustik harikası bir kilise
- Oodi Şehir Kütüphanesi: Modern ve fonksiyonel, çalışma, dinlenme, etkinlik
her şey var
- Esplanadi Parkı: Heykellerle süslü, şehrin nefes aldığı yerlerden
- Savotta Restaurant: Eski ve popüler, atmosferi unutulmaz
- Central Station: Dünyanın en güzel tren istasyonlarından biri seçilmiş
- Amos Rex: Yer altı modern sanat müzesi, mimarisi bile başlı başına etkileyici
- Kamppi Chapel: Şehrin ortasında dingin bir ahşap yapı
- Suomenlinna Fortress: UNESCO mirası, dünyanın en büyük deniz kalelerinden biri
Helsinki’ye Veda – Kuzeye Doğru Yolculuk Devam Ediyor
Helsinki, sakinliği,
modern çizgisi ve doğayla iç içe yaşamıyla yolculuğumuzda en huzur veren
duraklardan biri oldu. Baltık rüzgârı eşliğinde geçirdiğimiz her anı hafızamıza
keyifle kazıdık.
Ama maceramız elbette
burada bitmiyor! Şimdi rotamızı Baltık Denizi’nin ötesine, İsveç’in başkenti
Stockholm’e çeviriyoruz. Kuzeyin bu büyüleyici şehirlerini birlikte
keşfetmeye devam edeceğiz.
Bir sonraki yazımızda
görüşmek üzere keşfe devam ediyoruz!
No comments:
Post a Comment