18 February 2026

BÖLÜM 1: BIRLESIK KRALLIK & IRLANDA CUMHURIYETI GEZISI – LONDRA PANORAMIK, WINDSOR VE RICHMOND

Merhaba Geziseverler, bu satırları yazarken hâlâ Londra sokaklarında yürüyormuş gibi hissediyorum. Sizlerle paylaşacağım bu yazı, benim için sadece bir gezi yazısı değil; aynı zamanda birlikte geçirilen zamanın, aileyle çıkılan yolculukların ve anı biriktirmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatan bir günlük gibi.

Uzun zamandır hayalini kurduğum, 7 bölümden oluşacak Birleşik Krallık ve İrlanda Cumhuriyeti gezimizin ilk yazısıyla karşınızdayım. Bu yolculuğu benim için daha da özel kılan bir detay var: Annem ve babam da bu macerada bana eşlik ettiler. Onlarla birlikte yollara düşmek, yeni yerler görmek ve aynı anılara sahip olmak tarif edilmesi zor bir mutluluktu.

Bu yazı dizisinde amacım; sadece gezdiğim yerleri anlatmak değil, orada hissettiklerimi, yürüdüğüm sokakların bana düşündürdüklerini ve belki de sizin kendinizden bir parça bulabileceğiniz küçük detayları paylaşmak. Eğer yazıyı okurken “sanki ben de oradaydım” diyebilirseniz, ne mutlu bana.

İstanbul’dan Londra’ya – Bir Hayalin İlk Sabahı: Gezimizin ilk günü, henüz gün ağarmadan başladı. İstanbul Havalimanı’nda sabahın o sessiz ama heyecanlı atmosferi… Uçağa binerken içimde hem tatlı bir telaş hem de tarifsiz bir mutluluk vardı. Annem ve babamın da bu yolculukta yanımda olması, her şeyi daha anlamlı kılıyordu.

Yaklaşık dört saatlik bir uçuşun ardından Londra’ya iniş yaptık. Daha havaalanından çıkar çıkmaz şehrin düzeni, sakinliği ve o kendine has havası hemen hissediliyor. Hiç vakit kaybetmeden, ilk günümüzü dolu dolu geçirmek için Londra şehir içi panoramik turu ile gezimize başladık.

Londra Şehir İçi Panoramik Turu – Tarihle İlk Temas

Parlamento Binası (Houses of Parliament): Londra’da ilk duraklarımızdan biri, şehrin simgesi hâline gelmiş Parlamento Binası oldu. Thames Nehri kıyısında yükselen bu görkemli yapı, fotoğraflardan çok daha etkileyici. Annemle birlikte binaya bakarken, yüzyıllardır burada alınan kararları ve tarihe yön veren anları düşünmeden edemedik.

İçerisinde Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası bulunan Parlamento, ziyaretçilere rehberli turlar da sunuyor. Biz bu sefer dışarıdan gezmeyi tercih ettik ama bir dahaki gelişimde mutlaka içini de görmek isterim. Big Ben’i her açıdan görmek için köprü üzerinde yürümek ise ayrı bir keyif.

Big Ben – Zamanın Sesi: Big Ben, Londra’nın kalp atışı gibi… Saat kulesinin önünde durup çan seslerini hayal etmek bile insanı heyecanlandırıyor. Şu sıralar restorasyon nedeniyle içeri girişler kapalı olsa da dışarıdan görmek bile yeterince etkileyici. Babamın “İşte Londra burası” deyişi, bu anı benim için daha da unutulmaz kıldı.

Westminster Köprüsü & Thames Nehri: Westminster Köprüsü’nden yürürken Thames Nehri’ni izlemek, Londra’yı gerçekten hissettiğiniz anlardan biri. Bir yanda Parlamento Binası, diğer yanda London Eye… Rüzgâr hafifçe eserken, şehrin temposu insanın içine işliyor. Fotoğraf çekmekten kendimizi alamadığımız duraklardan biri burası oldu.

Trafalgar Meydanı – Londra’nın Buluşma Noktası: Sonraki durağımız Trafalgar Meydanı. Kalabalığı, sokak sanatçıları ve ortasında yükselen Nelson Sütunu ile Londra’nın en canlı noktalarından biri. Burada oturup insanları izlemek, şehrin ritmini anlamak için birebir.

Sanata ilgi duyanlar için National Gallery ve National Portrait Gallery’nin ücretsiz olması büyük bir avantaj. Annemle birlikte kısa bir galeri molası vermek, gezimize farklı bir renk kattı.

London Eye – Şehri Yukarıdan İzlemek: Londra’yı bir de yukarıdan görmek isteyenler için London Eye harika bir seçenek. Biz bu sefer binmedik ama South Bank boyunca yürüyüş yaparak dönme dolabı izlemek bile oldukça keyifliydi. Sokak sanatçıları, müzisyenler ve nehir kenarındaki atmosfer Londra’yı daha da sevdiriyor.

Piccadilly Circus – Işıklar Hiç Sönmez: Günün ilerleyen saatlerinde Piccadilly Circus’a ulaştık. Dev LED ekranlar, kalabalık caddeler ve bitmeyen hareket… Burası Londra’nın modern ve enerjik yüzünü en iyi yansıtan yerlerden biri. Yakınındaki Leicester Square ise sinema salonlarıyla ünlü ve oldukça canlı.

Buckingham Sarayı & Hyde Park – Kraliyetle Yan Yana: Londra denince olmazsa olmaz duraklardan biri de Buckingham Sarayı. Kraliyet ailesinin resmi ikametgâhı olan sarayın önünde durmak bile insana farklı bir his veriyor. Eğer denk gelirseniz Nöbet Değişimi Töreni, izlemeye değer bir deneyim.

Sarayın hemen arkasındaki Hyde Park, şehrin kalabalığından kısa bir kaçış sunuyor. Yürüyüş yolları, göletler ve yeşillikler arasında dolaşmak, günün yorgunluğunu alıyor.

Covent Garden – Sanat ve Hayat İç İçe: Günün sonunda Covent Garden’a uğradık. Sokak sanatçıları, şirin dükkânlar ve keyifli kafelerle dolu bu bölge, Londra’nın en samimi köşelerinden biri. Neal’s Yard’da verdiğimiz kısa kahve molası, günün en keyifli anlarından biri oldu.

Richmond – Şehrin Sessiz Yüzü: Şehir merkezindeki yoğun tempodan sonra rotamızı Batı Londra’ya çeviriyoruz. Richmond, Londra’nın daha sakin ve doğayla iç içe olan yüzünü gösteriyor.

Richmond Park, geyik sürüleriyle meşhur. Yürüyüş yaparken karşımıza çıkan geyikler, annemin yüzündeki şaşkın gülümsemeyle birleşince ortaya çok güzel anılar çıktı. Richmond Hill’den Thames Nehri’ni izlemek ise günün en huzurlu anlarından biriydi.

Nehir kenarında yürüyüş yapmak, küçük kafelerde mola vermek ve The Quadrant çevresinde dolaşmak Richmond’u unutulmaz kılıyor.

Kew Gardens – Doğayla Baş Başa: Doğa severler için Kew Gardens, adeta bir cennet. Botanik bahçeleri, seraları ve yürüyüş yollarıyla saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Burada yürürken zaman yavaşlıyor, şehir gürültüsü tamamen geride kalıyor.

Windsor – Kraliyet Tarihinin Kalbi: Günün son durağı Windsor Kasabası oldu. Daha girişte bile buranın farklı bir ruhu olduğunu hissediyorsunuz.

Windsor Kalesi, dünyanın en eski ve en büyük aktif kalelerinden biri. İçerisindeki St. George’s Chapel, hem mimarisi hem de tarihiyle insanı etkiliyor. Kraliçe II. Elizabeth’in cenazesinin burada yapılmış olması, buraya ayrı bir anlam katıyor.

Kaleden sonra Thames Nehri boyunca yaptığımız sakin yürüyüş, günün yorgunluğunu alırken gezimize de huzurlu bir kapanış sağladı.

Küçük Tüyolar & Ücretsiz Keşifler

Londra’nın en güzel yanlarından biri, pek çok müze ve galerinin ücretsiz olması. British Museum, Natural History Museum, Victoria and Albert Museum ve Tate Modern, mutlaka listenizde olmalı.

Ayrıca;

  • Westminster Köprüsü’nden manzara izlemek,
  • Hyde Park’ta yürüyüş yapmak,
  • Trafalgar Meydanı’nda fotoğraf çekmek,
  • Covent Garden’da sokak sanatçılarını izlemek,

hem ücretsiz hem de Londra’yı hissetmenin en güzel yollarından.

İlk günümüz işte böyle dolu dolu, bol yürüyüşlü ve bol anılı geçti. Bir sonraki bölümde Londra maceramız kaldığı yerden devam edecek. Okuduğunuz için teşekkür ederim; bir sonraki yazıda yeniden görüşmek üzere.

03 December 2025

CHAPTER 10 : NORTHERN EUROPE EXPERIENCE WITH EYOBUS – NETHERLANDS: GIETHOORN & AMSTERDAM

Hello, travel-lovers! We’ve reached the final stop of our Northern Europe adventure: The Netherlands! This country is truly a land of contrasts… first we found ourselves wrapped in the fairy-tale calm of Giethoorn, drifting through peaceful canals, and then we dove into the vibrant streets, historic buildings, and world-class museums of Amsterdam.

Giethoorn – The Venice of the North

Guess how peaceful Giethoorn is? No motor vehicles, no streets just canals and boats. Houses are lined up along the waterways, swans glide quietly beside you, and the whole place feels like you've stepped straight into a storybook. On our first boat tour, we were amazed by the silence of the village and the serenity of the canals.

The village also has a fascinating history: it was founded around 1230 by refugees from the Mediterranean. Its name comes from wild goat horns found after a major flood…Giethoorn literally means “goat horn.”

Our Giethoorn Notes

• Museumboerderij ’t Olde Maat Uus: A farmhouse from the 1800s where you can see what life was like back then, explore the fresh produce shop, and visit the fisherman’s hut.

• Wildeboer Shipyard: A great spot for anyone interested in wooden boat building and maritime history.

• Museum De Oude Aarde: One of Giethoorn’s hidden gems, filled with unique stones and minerals.

• Automuseum Histomobil: A must-see for classic car enthusiasts, with a collection of vintage cars and motorcycles.

• Take a boat tour…you simply can’t leave Giethoorn without it.

While exploring Giethoorn, we loved sitting by the canalside cafés, watching the water, soaking in the quiet, and gliding around in our little boat. It’s the perfect place to unwind and reconnect with nature.

Amsterdam – The Heart of History, Art, and Life

After Giethoorn’s tranquility, we arrived in Amsterdam, a city that immediately sweeps you up with its energy: canals, bridges, bikes, cafés, museums… As soon as we arrived, we switched into full exploration mode.

Our Amsterdam Favorites

• Van Gogh Museum: Home to the world’s largest Van Gogh collection. We spent hours admiring the paintings.

• Heineken Experience: A mix of history, brewing, and fun. We learned about beer production and enjoyed a tasting session.

• Vondelpark: A nature escape in the heart of the city. If it’s sunny, renting a bike and exploring the park is a must!

• Anne Frank House: A deeply emotional and historical experience. Walking through the rooms left a strong impression on us.

• Dam Square & Royal Palace: Perfect for experiencing the city’s historic and modern rhythm. We especially enjoyed people-watching in the bustling square.


• Amsterdam Canals: 165 canals and a UNESCO World Heritage site. Our boat tour offered an unforgettable perspective of the city.

• Bloemenmarkt (Flower Market): The world-famous floating flower market, nothing beats getting lost among the colours and scents.

• Red Light District & Bananabar: Lively parts of Amsterdam’s nightlife. We only observed, but the energy was incredible.

A Few Tips From Us

• Wander along the canals, take photos, and just walk aimlessly…you’ll love it.
 • Relax or cycle through Vondelpark.
• Take a shopping and photo break at the Flower Market.
• Visit Anne Frank House early in the morning for a quieter experience.
• If you’re curious about the city at night, explore the Red Light District and see another side of Amsterdam.
• Spending an afternoon at Vondelpark lets you experience both the lively and peaceful sides of the city.

With the Netherlands chapter, our Northern Europe tour comes to an end. Giethoorn and Amsterdam were truly the most unique and unforgettable stops of our trip. As the Eyobus team, we experienced nature, history, and vibrant city life all in one, and we enjoyed every moment of it.

Thank you so much for joining me throughout this 10-part Northern Europe adventure. I hope that one day, instead of exploring the world through my words, we’ll explore a new destination side by side.

Until the next chapter, stay well, and keep travelling! 

BÖLÜM 10: EYOBUS İLE KUZEY AVRUPA DENEYİMİ - HOLLANDA: GIETHOORN & AMSTERDAM (TÜRKÇE VERSİYON)

Merhaba geziseverler! Kuzey Avrupa maceramızın son durağına geldik: Hollanda! Burası tam anlamıyla bir kontrast cenneti: Önce masalsı Giethoorn’da sessizliği, kanalların huzurunu yaşadık; ardından Amsterdam’da tarihi binalar, müzeler ve canlı sokaklar arasında kaybolduk.

Giethoorn – Kuzeyin Venedik’i

Giethoorn, tahmin edin ne kadar huzurlu bir yer? Motorlu araç yok, sokak yok, sadece kanallar ve sandallar var. Evler kanalların kenarında, öylece dizilmiş; kuğular sizin yanınızdan yüzerek geçiyor. Burası sanki bir peri masalının içindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Biz ilk sandal turuna çıktığımızda, kanalların sakinliğine ve köyün sessizliğine hayran kaldık.

Köyün tarihi de ayrı bir ilginç: 1230 civarında Akdeniz’den gelen sığınmacılar tarafından kurulmuş. Köyün adını ise tufan sırasında bulunan yabani keçi boynuzlarından almışlar. Yani Giethoorn, kelimenin tam anlamıyla “keçi boynuzu” demek!

Bizim Giethoorn Notlarımız:

  • Museumboerderij 't Olde Maat Uus: 1800’lerden kalma bir çiftlik evi. İçeride o dönemin yaşamını görebiliyor, taze sebze-meyve dükkanını ve balıkçı kulübesini gezebiliyorsunuz.
  • Wildeboer Tersanesi: Ahşap tekne yapımı ve tekne tarihi meraklıları için muhteşem bir nokta.
  • Museum De Oude Aarde: İlginç taş ve minerallerle dolu, Giethoorn’un gizli hazinelerinden biri.
  • Automuseum Histomobil: Eski otomobil ve motosiklet koleksiyonu olan bu müze, klasik araç meraklıları için kaçırılmamalı.
  • Giethoorn’da mutlaka sandal turu yapın ve köyün sessizliğini hissedin.

Giethoorn’u keşfederken biz, kanal kenarındaki kahvelerde oturup suya bakmayı, köyün sessizliğini solumayı ve sandalla gezinmeyi çok sevdik. Burası size tam anlamıyla dinlenme ve doğayla baş başa olma hissi veriyor.

Amsterdam – Tarih, Sanat ve Hayatın Kalbi

Giethoorn’un huzurundan sonra Amsterdam’a geldik. Burası enerjisiyle insanı adeta sarıyor: Kanallar, köprüler, bisikletler, kafeler, müzeler… Biz buraya gelir gelmez kendimizi keşfetme moduna aldık.

Bizim Amsterdam Favorilerimiz:

  • Van Gogh Müzesi: Dünyadaki en büyük Van Gogh koleksiyonu burada. Biz tabloların önünde saatlerce hayranlıkla kaldık.
  • Heineken Experience: Eski bira fabrikası, tadım ve eğlence bir arada. Biz hem bira yapımını öğrendik hem de tadım yaptık.

  • Vondelpark: Şehir merkezindeki doğa cenneti. Güneşliyse bisiklet kiralayıp parkta turlamak şart!
  • Anne Frank Evi: Tarihin yoğun şekilde hissedildiği, etkileyici ve duygusal bir deneyim. Biz burada sessizce gezinirken tarih aklımızda yer etti.
  • Dam Meydanı & Amsterdam Kraliyet Sarayı: Şehrin tarihi ve modern ritmini hissetmek için ideal. Biz özellikle meydandaki insan kalabalığını izlemeyi çok sevdik.

  • Amsterdam Kanalları: 165 kanal ve UNESCO Dünya Mirası. Biz tekne turuna katıldık ve şehrin farklı açılarını su üzerinden keşfetmek harikaydı.
  • Çiçek Pazarı (Bloemenmarkt): Dünyaca ünlü yüzen çiçek pazarı. Renkler ve kokular arasında kaybolmak gibisi yok.
  • Red Light District & Bananabar: Amsterdam’ın gece hayatının canlı köşeleri. Biz burada sadece gözlemledik ama enerji inanılmazdı.

Küçük İpuçları Bizden:

  • Amsterdam’da kanallarda kaybolun, fotoğraf çekin ve yürüyüş yapın.
  • Vondelpark’ta güneşlenin veya bisiklete binin.
  • Çiçek Pazarı’nda biraz alışveriş ve fotoğraf molası şart!
  • Anne Frank Evi’ni sabah erken giderek daha rahat gezebilirsiniz.
  • Eğer geceyi keşfetmek isterseniz Red Light District’i gözlemleyin, Amsterdam’ın farklı yüzünü görün.
  • Vondelpark’ta bir öğleden sonra geçirmek, Amsterdam’ın canlı ve huzurlu yüzünü bir arada görmenizi sağlıyor.

Giethoorn ve Amsterdam, turumuzun en özel ve unutulmaz durakları oldu. Biz Eyobus ekibi olarak, bu şehirlerde hem doğayı hem tarihi hem de enerjiyi bir arada deneyimledik ve her anın tadını çıkardık.

Hollanda bölümüyle Kuzey Avrupa turumuz burada sona eriyor. Bu 10 bölümlük Kuzey Avrupa maceramda beni siz okurlarım yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim. Umarım bir gün sizlerle de dünyanın bir başka rotasını yazı diliyle değil, yan yana keşfedebiliriz. 

Bir sonraki yazı bölümümüzde görüşene kadar sağlıkla ve geziyle kalın! 

CHAPTER 9 : NORTHERN EUROPE EXPERIENCE WITH EYOBUS – GERMANY: HAMBURG

Hello, travel-lovers! On our Northern Europe journey, we’ve now arrived in Hamburg…Germany’s second-largest city after Berlin. Home to Europe’s second-biggest port, Hamburg immediately impressed us with its canals, waterways, and countless bridges. Yes, you read that right: the city has 2,302 bridges, more than Venice, Amsterdam, and London combined! With nearly 1,200 years of history and a population of around 1.9 million, Hamburg seamlessly blends modern life with natural beauty and historic charm. Every corner invited us to explore a little deeper.

Places to Visit in Hamburg

Hamburg City Hall (Rathaus & Rathaus Market)

The heart of the city beats in Hamburg’s City Hall. Its Neo-Renaissance architecture captivated us the moment we arrived. With 647 rooms and rumours that some remain undiscovered... this grand building truly fires up the imagination. From the balcony, we soaked in the lively city atmosphere while feeling the weight of its rich past.

Fischmarkt

On Sunday mornings, the famous Fischmarkt by the Elbe River transforms into a lively fairground. Fresh seafood, fruits, vegetables, flowers, clothes, you… can find almost everything here. We wandered between the stalls, shopped a bit, and enjoyed the vibrant local spirit.

St. Michael's Church (Michel)

For a panoramic view of Hamburg, we climbed St. Michael’s Church. The 132-meter tower offers one of the best views in the city. Watching boats glide along the Elbe River turned the scenery into a picture-perfect memory.


Miniatur Wunderland

One of our absolute favourites! Miniatur Wunderland is the world’s largest miniature model exhibition… a tiny universe featuring 1,040 handmade trains, 9 themed regions, thousands of buildings, and over 385,000 lights. We got completely lost in this miniature world, discovering new details at every turn.

Planten un Blomen

Calling all nature lovers! Planten un Blomen is a green oasis in the heart of Hamburg. Walking through the park, with its colourful flowers and lush trees, allowed us to enjoy the peaceful, natural side of the city.


Alster Lake

Whether walking, jogging, or biking by the water, we felt like we were in the calmest part of Hamburg. With swans gliding on the lake and a refreshing Radler in hand, every moment around the Alster felt serene and unforgettable.


Kunsthalle Hamburg

For art enthusiasts, Kunsthalle Hamburg is a must-visit. From Renaissance masterpieces to contemporary works, the museum presents a rich and inspiring collection. We explored both the permanent exhibits and temporary exhibitions; each room drew us deeper into the world of art.

Hamburg Harbor (Landungsbrücken) & Elbe Tunnel

The harbour area is the beating heart of the city. Where the Elbe River meets the sea, tunnels and bridges connect different sides of Hamburg, showcasing both its historic and modern identity. We walked along the harbour, watched the boats come and go, and crossed the old Elbe Tunnel to explore the city from a brand-new angle.

Reeperbahn & Elbphilharmonie

For nightlife and modern architecture, we headed to the Reeperbahn and the stunning Elbphilharmonie concert hall. Between the neon lights, vibrant atmosphere, and the remarkable design of the Elbphilharmonie, this part of the city left a lasting impression on us.

HafenCity & St. Nicholas Church

In HafenCity, old docks have been transformed into modern city spaces filled with art, culture, and innovative architecture. St. Nicholas Church…once one of the tallest buildings in the world…allowed us to connect with Hamburg’s dramatic history. Every corner of this area held a story waiting to be discovered.

Hamburg, with its blend of history, modern life, and natural beauty, offered us a city experience we’ll never forget. Along the Elbe River, we felt the rhythm of the city with every step.

Now we’re turning west toward the Netherlands… next up are Amsterdam and the fairytale village of Giethoorn. With their canals, windmills, and colorful houses, they promise us a completely new Northern European adventure. We’re ready to pedal, wander, and lose ourselves among the waterways!

BÖLÜM 9: EYOBUS İLE KUZEY AVRUPA DENEYİMİ - ALMANYA: HAMBURG

Merhaba gezisever dostlar! Kuzey Avrupa turumuzda şimdi Almanya’nın Berlin’den sonraki en kalabalık şehri olan Hamburg’dayız. Avrupa’nın en büyük ikinci limanına sahip bu şehir, kanalları ve köprüleriyle bizde adeta bir labirent etkisi yarattı. Evet, doğru okudunuz, Hamburg’da tam 2.302 köprü var! Şehir yaklaşık 1200 yıllık bir geçmişe sahip ve nüfusu 1 milyon 900 bin civarında. Modern yaşam, tarih ve doğa burada iç içe; biz de her köşesinde kendimizi keşfe kaptırdık.

Hamburg’da Gezilecek Yerler

Hamburg City Hall (Rathaus & Rathaus Market)

Şehrin kalbi Hamburg Belediye Binası’nda attı. Neo-rönesans tarzındaki mimarisiyle biz hemen etkilendik. Tam 647 odaya sahip olan bina öyle büyüleyici ki, hâlâ keşfedilmemiş odalarının olabileceğini düşünmek insanın hayal gücünü zorlamıyor değil. Biz, balkonundan şehrin enerjisini izlerken bu dev yapının tarihini hissettik.

Fischmarkt

Pazar günleri kurulan Fischmarkt, Elbe Nehri kıyısında tam bir şenlik alanı. Biz burada taze deniz ürünlerinin, meyve-sebzelerin ve hatta kıyafetlerin arasında dolaşırken hem alışveriş yaptık hem de pazarın canlı atmosferine karıştık.

St. Michael Kilisesi

Hamburg’u kuşbakışı görmek isteyenler için St. Michael Kilisesi’ne çıktık. 132 metre yüksekliğindeki kuleye doğru tırmanırken, şehrin tüm panoramik güzelliği gözlerimizin önüne serildi. Elbe Nehri üzerinde yol alan teknelerle birlikte manzara, fotoğraf karelerinde de unutulmaz bir anıya dönüştü.

Miniatur Wunderland

Bizim favorilerimizden biri de Miniatur Wunderland oldu! Tam 1.040 el yapımı trenin dolaştığı, 9 farklı temalı bölgesiyle gerçek bir minyatür dünya. Trenler, arabalar, binalar ve 385 bin ışık… Biz burada kaybolduk, her detayın içine girip kendi hikayemizi yazmak istedik.

Planten un Blomen

Doğa severler buraya! Planten un Blomen parkında yürürken her adımda farklı çiçekler ve ağaçlar bize eşlik etti. Şehir içinde böyle bir yeşil cennet bulmak, Hamburg’un modern ve doğal yüzünü aynı anda görmemizi sağladı.


Alster Gölü

Alster Gölü etrafında yürüyüş yaparken, koşarken veya bisiklete binerken biz kendimizi şehrin sakin kalbinde hissettik. Kuğulara bakıp limonatalı biralarımızı yudumlarken, gölün sunduğu huzur her anı keyifli kıldı.


Kunsthalle Hamburg

Sanatseverler bizden not alsın: Kunsthalle Hamburg’da Rönesans’tan günümüze uzanan eserleri görmek mümkün. Biz kalıcı koleksiyonun yanında dönemsel sergilere de göz atıp sanatın büyüsüne kaptırdık kendimizi.

Hamburg Limanı (Landungsbrücken) & Elbe Tunnel

Hamburg’un kalbi liman bölgesi bizce mutlaka görülmeli. Elbe Nehri’nin denizle buluştuğu noktada, tünel ve köprülerle birbirine bağlanmış bu alan, hem tarihi hem modern yüzüyle çok etkileyici. Biz yürürken limanın canlı ritmini, teknelerin gidiş gelişini izledik; bir yandan da tüneli geçip şehrin diğer yüzünü keşfettik.

Reeperbahn & Elbphilharmonie

Şehirde biraz eğlence ve modern mimariyi görmek istedik; Reeperbahn’ın renkli gece hayatı ve Elbphilharmonie’nin etkileyici konser salonu bizde unutulmaz bir iz bıraktı. Gece ışıkları altında hem tarih hem modernlik bir aradaydı.

HafenCity & St. Nicholas Church

Eski rıhtımların modern yaşam alanlarına dönüştüğü HafenCity ve dünyanın en uzun binalarından biri olan St. Nicholas Church ile Hamburg’un hem tarihi hem de geleceğe dönük yüzünü gördük. Biz burada her köşede bir hikaye bulduk, adeta şehrin ruhunu hissettik.

Hamburg, hem tarih hem modern yaşam hem de doğa ile iç içe geçen dokusuyla bizde unutulmaz bir şehir deneyimi bıraktı. Elbe Nehri’nin kıyısında geçirdiğimiz saatler boyunca her adımda şehrin ruhunu hissettik.

Şimdi rotamızı biraz daha batıya çeviriyoruz; Hollanda’ya doğru ilerliyoruz ve sırada Amsterdam ve masalsı köy Giethoorn var. Kanalları, yel değirmenleri ve renkli evleriyle Amsterdam, bize bir sonraki bölümde tamamen farklı bir Kuzey Avrupa deneyimi sunacak. Biz hazırız, pedal çevirmeye ve kanallarda kaybolmaya!